Benim hikayem

İsimler, insanların milliyetini, ırkını, ahlakını ve daha fazlasını tanımlayan ulusal etiketlerimizdir, ancak bu etiket bir kişiyi tanımak için yeterli mi? Tabii ki değil.

Detaylara girmeden önce, künye üzerine yazılan bilgilerin ne kadar temele dayandığını ve bu temel bilginin bizi biz yapan detaylardan uzak olduğunu ve özümüzü oluşturan normların derinlerde saklı olduğunu anlıyoruz

 

Onu tanımak için başlangıç olarak eğitim hayatını ele alırsak, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi İşletme Bilgi yönetimi lisans eğitimi, Bahçeşehir Üniversitesi’nde Reklamcılık ve Marka İletişimi Yüksek Lisans eğitimimi tamamladı. Eğitim hayatı boyunca, çok başarılı bir öğrenci profiline sahip değildi. Sorumluluklarının farkında olmasından ötürü, onur öğrencisi olarak Lisans ve Yüksek Lisansını tamamlamak dışında, birçok okul kulübünde görev almak, kulüp kurmak ve birçok projede grup liderliği yanı sıra, 2017 yılında eski okuluna marka anlatmak üzerine konuşmacı olarak davet edildi.

 

Yakın dönem kariyeri açısından, bir dönem WPP’nin içgörü ve danışmanlık bölümünde yer alan Kantar şirketinde Kıdemli Pazarlama Yöneticisi pozisyonunda görev aldı. Mart 2021 tarihi itibariyle, Turkuvaz Medya Grubu şirketinde Pazarlama Yöneticisi olarak göreve başladı.

 

İş hayatına girdiği günden bu döneme kadar, birçok farklı alanda iş deneyimi oldu. Farklı sektörler, farklı firmalar, farklı şirketler ve insanlar. Hepsi birer deneyim. Hepsi birer gelişim alanı. Hepsi birer potansiyele vurulmuş kilitleri açan anahtardı. Farklı disiplinleri görmek, kariyer hedeflerini şekillendirmesi yanında kişisel gelişime de katkı sağladığına inanıyor. Öyle ki; sahip olduğu bazı potansiyelleri fikirlere, fikirleri de bir girişime dönüştürmesine yardımcı oldu.

 

Bunlardan ilki medya şirketi The Brand Planet, diğeri de yaratıcı marka ve iletişimi ajansı olan Görsel Atölye adında iki markaları üzerinde bir süredir çalışmalarını sürdürüyor. Girişimcilik kapsamında projelerinden ilki, The Brand Planet “Karar vericiler ve kanaat önderleri için etkili bilgi kaynağı” mottosuyla aktif olarak yayın hayatına başladı. 40’dan fazla farklı konuda Türkiye ve Dünyadan haberlerin yer aldığı, kariyer planlaması ve sektörel konularda fikri sahibi olmalarına yardımcı olma amacıyla bazı araçlar geliştiriyor. Bu çabalar kısa sürede, Bundle, Nabız, Google News gibi birçok farklı platformda kendine yer buldu ve şuan hatrı sayılır bir okuyucu kitlesi oluşmayı başardı. İnsanların farklı konseptlerden derlenen içeriklere, özgün yorumlara ve standart kalıpları aşan fikirlere daima şans tanıyor olması güzel. Değişime kapalı bir toplum gibi görünse de, farklılıklara olan merak, gelişim için güzel bir gelişim alanı. Zaten herkesin aynı düşündüğü toplumların gelişmesi beklenemez.

 

Girişimcilik kapsamında projelerinden ikincisi Görsel Atölye, ilk olarak bir fotoğrafçılık stüdyosu olarak başlayan fakat zaman içinde evrilerek bir markanın farklı dönemlerinde farklı ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir atölyeye doğru dönüşüm geçirdi ve marka yakın zamanda hizmet vermeye başlayacak.

 

Aslında, bu iki markanın da kuruluş amaçları var. Her markanın olduğu gibi. En temelde, en değerli küresel markalar arasında yer almak ve genç insanların kariyer hayatlarına yeni adım attıkları dönemde kendilerini geliştirebileceği bir okul, farklı deneyimlere sahip insanlara istihdam sağlayacak bir iş alanı yaratma isteği. Bunlar aslında, her markanın yola çıkarken koyduğu hedefler olmayabilir, benzer vizyonlara sahip olsalar da bir zaman sonra asıl hedeften çok, karlılık odaklı ve hissedarları memnun etme çabasına doğru dönüşüyorlar ve markanın asıl özünden uzaklaşmaya başlıyorlar. Sözün özü, bir insan gibi bir marka da kendinden ne kadar uzaklaşırsa, kendine bir o kadar yabancılaşır. Kendine yabancılaşan bir marka, bir insan gibi herkese yabancılaşır.

 

Sezer her ne kadar yoğun çalışma rutine sahip olsa da, kendine ve ilgi alanlarına olabildiğince vakit ayırmaya özen gösteriyor. Bu bağlamda, sanata olan ilgisi oldukça fazla. Bu ilgisinin temeli çocukluğuna dayanıyor. İlkokulda, resim derslerinde okuduğu okul binasının duvarlarına resim yapabilmek için diğer derslere girmemesi, aslında bu ilgiyi gösteren bir işaretti. Uzunca bir dönem, ahşap boyama, yağlı boya, ebru sanatı üzerine çalışmalar yaptı. Bir dönem, Ülker logolu bir kutu tasarımı yapmış Murat Ülker’e hediye etti. Ardından gelen telefon sonrası, oldukça mutlu olduğumu hatırlıyor.

 

Sanatın insanı deşarz eden bir tarafı olduğuna ve duygularını dengeleyen bir gücünün olduğuna inanıyor. Sanatsal olarak bir iddianız olması gerekmiyor. Sezer olaya farklı bir perspektiften bakıyor. Sanatı ne toplum için, ne de sanat için yapıyor, sanatı sadece kendisi için yapıyor. Çünkü bu onun kendisi olduğuna inanıyor. Bu onun bir iletişim dili. "İnsanların karşısına geçip saatlerini harcayacakları içerik sunacak kadar güçlü bir dilim yok belki de ama önemli olan ilk başta bana ne kattığı" diyor ve ekliyor  "Zaten, kendinize eğer kanıtlayabiliyorsanız, sizinle aynı frekansta olan insanlar da sizin vermek istediğiniz mesajı çok rahat şekilde algılayabilecek konuma geliyorlar."

 

İşi gereği oldukça fazla insanlarla zaman geçiriyor. Onları gözlemliyor, onların hayatlarına bazen dahil oluyor. Onların hayatlarını yaşamıyor olsa da fakat bir kesiti de olsa, onların hayatını deneyimleme şansı oluyor. Bu bazen Kars’ta bir kumaş atölyesi oluyor, bazen İstanbul’da lüks bir bar. Farklı yaşamlardan, farklı kesitlerden, farklı hayatlardan edinilen içgörüler, insanları anlama noktasında farklı bir noktaya ulaşmanızı sağlıyor.

 

Böylece, özü bir olan insanların, yaşadıkları toplumları nasıl şekillendirdiklerini ve bu şekillere nasıl ayak uydurduklarını görmeye başlıyorsunuz. Bu benim için bir artı olmuştur. Sanata olan ilgimin güdümüyle, fotoğrafçılığa zaman ayırmaya ve o insanların hayatlarındaki kesitleri ölümsüzleştirmeye başladı çünkü her an kendine özeldir ve bir daha geri gelmeyeceği düşüncesi kendisinde oldukça karşılık buldu. Fotoğrafçılıkla uğraşmaya başladığı günden beri oldukça geniş bir arşive sahip. Bu arşivini birçok farklı stok içerik sağlayan Pexels, Unsplash ve Pixabay gibi sitelerde ücretsiz olarak paylaşmaya başladı. Bu içerikler, farklı ülkelerin önde gelen markaları, kişisel bloglarında aktif olarak kullanılmaya devam ediyor. Son günlerde, özellikle, Türkiye’den Independent gazetesi aktif olarak Sezer'in arşivinde yer alan görselleri kullanıyorlar.

Sezer, görselliğin tek başına birçok şey anlatsa da metinle desteklemenin bazen subjektif baskı yaratacağını düşünenlerin aksine insanlara vermek istediğiniz mesajın doğruluğunu artıran bir unsur olduğunu düşünüyor. Öyle ki; görsel materyalleri metinsel objelerle desteklemenin gücüne inanır. Öyle ki; bazen dinlediği bir müzikten, gördüğü bir fotoğraftan veya içinde bulunduğu ruhsal durumu kağıda farklı bir dille döküp onu bir anı gibi farklı gözlerden anlatabilme becerisine sahip olduğuma inanıyor.

Bu düşünce yapısı, onu bir kitap projesi üzerinde çalışmaya başlamasına vesile oldu. Spiritüel temalı bir edebiyat kitabı konseptinde oldukça farklı bir konsept denemesini sürdürüyor. Herşey yolunda giderse 2023 yılı içinde yayınlamayı planlıyor.

Fotoğrafa ve edebiyata olan ilgisini “nasıl ileri götürürüm?” diye düşünürken, birgün çektiği fotoğraflara, kısa hikayeler yazmaya karar verdi. Fotoğraflarını özellikle siyah-beyaz olarak düzenliyor. Bunun nedeni olaraktan, ying-yang denge prensibi ve sadelikten şaşmama ihtiyacı olduğuna inanır.

“Karmaşa insanı boğar fakat sadelik insanın dengesini daima canlı tutacağına inanıyorum.”

Bu düşüncenin ışığında The Humantra adında “Tüm canlıların tarihi evren tarafından yeniden yazılıyor” mottosuyla görsel bir hikaye anlatımı projesine başladı. Çektiği fotoğraflara yazdığı kısa hikayelerle, anlamlandırmaya ve insanların kendi yorumlarını katmaları için de boş bir alan bırakmaya özen gösteriyor. Bu proje çok kısa sürede, özellikle yurtdışında, hikayelerin ingilizce olması sayesinde daha geniş kitlelere ulaşmaya devam ediyor ve insanların pozitif dönüşleri ile doğru bir iş yapıldığını gösteriyor.

Sezer yaşamı boyunca inandığım şeyi yapma gayesinde olan insanlar arasında olduğunu düşünüyor. Sezer gibi hatta benden daha önce yola çıkan onlarca yaratıcı ve girişimci insanlarla aynı coğrafyada yer almak ve insanların başarılarına şahit olmak bile aslında insan olarak ne kadar “sınırsız” olduğumuzu ve potansiyelimizin üzerine koyarak gidebildiğimiz sürece inanılmaz seviyelere çıkacağımızı gösteriyor.

Son olarak, söylemek istediğim birkaç şey var. Kendinizi, herhangi bir kişinin karşısında “O sadece sıradan bir insan” olarak gördüğünü düşünebilirsiniz. Belki de? Doğru mu? Olmamalı. Hepimiz birer mucizeyiz. Bir saniye bekle. Bu nasıl mümkün olabilir?

Benim perspektifime göre, sadece ruhumuzla ilgili bir şeye inanın ve ihtiyacımız olan her şey bizi daha güçlü yapan, sevgiyi, sevgileri ve evreni paylaşan özümüzde gizlidir. Bazen, yakın olduğunuz kişilerle paylaşabilirsiniz. İçimizde ne hissettiğimizi ifade etmek için olağan bir tepki. Sonunda, ne olduğunuzu bilmek için yanlış yolu seçmemiz gerekebilir. Mümkün çünkü insanız ve hata yapma, yanlış seçimler yapma, önerileri yanlış yorumlama hakkına ezelden beri sahibiz. Bu bizim için bir lütuf, ruhlarımızı güçlendirmemizi, kendimize dönmeyi sağlayan bir deneyim. Bence, nedenlere zaman ayırmayın, sadece derslerin ve sonuçların neler olabileceğini anlamak için sonuçlara odaklanın. Yaşantının ana fikrini aldığınızda harekete geçmeye hazırsınız demektir.

Bir kez farklı düşünün, dünyayı değiştirmek için peygamber olmayabiliriz, ancak kendimizi, toplumu bile dünyayı şekillendiren yeni fikirler üretme gücüne sahip olabiliriz. Bu doğru. Bu, her iki yaşam koşulunun sırrıdır, nedeni budur, sevginin gücünü, değişimi ve olumlu hisleri hissetmek.

Bu şekilde hak ettiğimiz şeyi başaracağız. Sadece neye ihtiyacınız olduğunu düşünün. Gerisini evren halleder.

 

Her gidişin bir “dönüşümü” daima vardır, yeter ki; seyirci kalmak yerine hayatınıza uyarlayın ve yola devam etmelisiniz çünkü yolda sabit durarak hedefe varamazsınız. Harekete geçmek için hala bir şansınız var.

Daha fazlasını görmek ister misiniz?

Aşağıdaki düğmeye tıklayın.